"Bizleri İnandığmız Gibi Yaşamak Yerine Yaşadığımız Gibi İnanmaya Alıştırdılar"

Uluslararası Üniversiteler Konseyi Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Bizleri inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inanmaya alıştırdılar” dedi.

26 Ocak 2015 - 14:36

Azizoğlu, gezegenimizi iki farklı değer, kavram, kültür ve inançlar silsilesine ayırdığımızda karşımıza net olarak doğu ve batı sentezinin çıktığını ve bu farklılığın yüzeysel değil, temel derinliklerde yaşamsal farklılıkları ile doğu ve batı değerleri tanımlaması olduğunu ifade etti. Batı değerlerinin modernite ya da modernizm kavramları ile sosyal ve kültürel değişimle son yüzyıllarda evrim geçirerek dinsel ve aile kavramından hızla uzaklaşan, hatta bu kavramları yok eden bireysel yaşam ve emperyalizmin yörüngesinde kaldığını kaydeden Azizoğlu, “İnsan odaklı bir dünya yerine kapitalizmin egemen olduğu sınırsız özgürlükler sunan ancak tüm özgürlükleri yok eden kendinden olmayan her inanç kültür ve değerleri asimile eden etnik, dinsel, kültürel ya da coğrafi hiçbir bağının olmadığı, Doğu yani Asya ve Afrika hatta Latin Amerika gibi kıta ve bölgeleri istila ederek tüm kazanımlarını gasp ederek yükselişini sürdürdü. Son yüzyıllarda Batı toplumları Afrika’da gasp ettikleri değerli maden ocakları, Ortadoğu’da gasp ettikleri petrol kaynakları, hatta yüzyıllarca Afrikalıları esir ve köle olarak görüp gezegenin tüm değer, kavram, kültür ve inançlarını hızla asimile etmekti ve bunda da son derece başarılı oldular. Sahip oldukları silah ve ekonomik sınırsız güçle gezegenin tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini gasp ederek elde ettikleri kapital gücü emperyalizmin vahşi kurallarıyla birleştirerek asıl amaç ve hedef olan dil, din, kültür değer ve kavramlarını asimile etmekti. Bunu işgal ettikleri ya da taşeron yönetimler oluşturarak söz sahibi oldukları İslam coğrafyasında kendilerine tam teslimiyet içinde olan rejimlerle yaptılar. Kültürel alanda gezegendeki en ücra köşelere dahi ulaşarak özellikle İslam coğrafyasındaki tüm değer, kavram ve kültürel alanlarda bireylerin ve toplumların zihnine sahip olmayı başardılar. Kaçınılmaz son dilde, aile kavramında ve tüm kültürel değer ve kavramlarda asimilasyon oldu” dedi.
“Batı toplumlarında en önemli evrim yani dönüşüm Hıristiyan yani dinsel yayılmacılığın kısmen yerini milliyetçilik akımına, yani etnik yapılanmalarına bıraktığında başladı. Uluslar ya da ülkeler dinsel birliktelik yerine etnik sınırlar çizerek farklı bir savaş başlattılar. Politikacılar misyonerliğin etkisinden kurtularak milliyetçilik akımına hizmet etmeye başladılar” diyen Azizoğlu, “Bu da gezegenin zenginliklerini paylaşma rekabeti getirdi. Dünyanın tüm zenginlikleri gezegenin küçük bir kıtasını oluşturan Avrupa ve onun devamı niteliğinde olan Amerika’nın savaş ganimetiymiş gibi paylaşımlar başladı. Batılılaşmış ya da batılılaşmayı kazanım kabul eden kesimler doğunun inanç, değer, kavram ve kültürlerinden arındırılıp aile kavramını söküp attıktan ve Doğu’yu Avrupa’da, Amerika’da kendilerine ezberletilen kuramlara uydurduktan sonra Batı’ya dönüp marifetlerini sergilemek peşindedirler. Doğrudan doğruya zihinler üzerinden sürdürülen öldürücü Batı propagandasının ateşli birer ajanı olan bu birey ya da kurumlar taklit ettikleri Batı için kazanım, Doğu için tehlikelidirler” ifadelerini kullandı. 
Azizoğlu, şunları kaydetti: 
“Batılılaşmış doğuluların modern dünyanın bazı özelliklerini çok güzel tanımladıkları halde gezegenimizdeki tüm inançlar, diller, kültürler, değerler ve kavramların Batı istilası ile hızla asimile olup, yok olma tehlikesini kavramamaları ile tehlikeyi doğuran gerçek nedenlerin neler olduğunu ve nerelerden kaynaklandığını görmemesi esef vericidir. Bu yüzden çok yalınkat bir algı ve bakış açısıyla siyasi, dini, muhafazakârlığı, gelenekçiliği ile inançlı sosyal yaşamı birbirine karıştırmaktadırlar. Batılılaşmış doğulular ya da Batı propagandası yapan zihniyete göre inanç ve değerlerini korumaya çalışan Müslüman entelektüel insanlar Batı toplumlarına asla düşmanlık duyguları ile bakmamaktadırlar. Sadece değer, kavram, kültür ve inançlarını Batı istilasından koruma mücadelesi vermektedirler. Eğer Doğulu halk yığınları sonunda Batılılara tam anlamıyla düşman olursa bunun sorumlusu kimdir? Bundan ötürü suçlanacak olanlar dinlerinin, uluslarının ve ailelerinin değer, kavram, kültür ve inançlarını korumaya çalışan Müslüman entelektüel seçkinler mi yoksa kendi ulus ve toplumlarının varlıklarını tüm insani değerlerden yoksun hale getirerek aile kavramı ile birlikte beşeriyete ait tüm değerleri de yok edip gezegenimizi yaşanmaz hale getirmek için ellerinden geleni yapan Batılılar mı? Bu konuda soruyu çarpıtmadan sormak bile doğru cevabın ne olduğunu göstermeye yeter. Ancak gelecek nesiller için daha iyi bir dünya kuramadık. Dünyamızı barış ve esenlik yurduna dönüştüremedik. İnsanın şeref ve itibarını, haysiyet ve onurunu koruyamadık. Milyonlarca insan şiddet ve çatışma yüzünden hayatını kaybederken biz önümüze yem olarak atılan yapay kültürlerin etkisinde sefa maskesi ile sefalete sürüklendik. İslam diyarlarında katliam, çatışma, açlık, yoksulluk, cehalet, tefrikanın hiç eksik olmadığına İslam ülkelerinde kardeşin kardeşi öldürmesine, bebeklerin kimyasal silahlarla katledilmesine, küçücük bedenlerin kurşunlara hedef olmasına engel olamadık. Zalimlerin işledikleri cinayetleri ne yazık ki durduramadık ya da suni bir kültürün çarkına kapıldığımızdan dolayı farkına bile varamadık. Bizleri inandığımız gibi yaşamak yerine yaşadığımız gibi inanmaya alıştırdılar.” 

Bu haber 650 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..