• BIST 75.764
  • Altın 127,791
  • Dolar 3,3775
  • Euro 3,6436
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 1 °C
  • Kayseri 1 °C
  • Erzurum -8 °C
  • İzmir 10 °C
  • Şanlıurfa 9 °C

'Üniversiteler artık ulusal sınırı aşmalı'

'Üniversiteler artık ulusal sınırı aşmalı'
“Daha önce hiç olmadığı kadar iyi yetişmiş bir nesle ihtiyacımız var” diyen Prof. Kılıç, bunun yolunun da ‘küresel çapta rekabet eden üniversiteler kurgulamak’tan geçtiğini ifade ediyor.

“Geçtiğimiz yüzyılda üniversitelerin başarısına yönelik algımız, kampüsteki binaların sayısı, büyüklüğü ve yeniliği ile belirlenmekteydi” diyen Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Kılıç, bu algının değişmesi gerektiğini ifade ediyor. Yüksek öğretimde ulusal sınırların artık aşılarak global çapta rekabet edebilmenin önemine değinen Prof. Kılıç ile yeni öğrenci profili, küresel dönüşümde üniversitelerin yeri, devlet ve vakıf ünivesiteleri arasındaki rekabeti konuştuk. 2010 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm başkanlığını yürüten; 2013 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi Ernst Hirsch Hukukun Temellerini Araştırma, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevini de sürdüren Prof. Kılıç, bakın neler diyor...

Hem devlet hem de vakıf üniversiteleri ihtiyaca cevap verebilecek kadar çoğaldı. Bu üniversiteler iyi yetişmiş bir nesil oluşturabiliyor mu?
Küresel ekonomik gelişmeler, uluslararası ilişkilerdeki gerginlikler, refah ve yoksulluk arasındaki devasa uçurum, iklimle ilgili derinleşen tehditler ve kitle imha silahlarının yaygınlaşması... Bütün bunlar daha iyi yetişmiş hatta daha önce hiç olmadığı kadar iyi yetişmiş bir nesle olan ihtiyacımızı had safhaya getirmiştir. Bu misyon elbette üniversitelerin üzerine düşmektedir. Ancak anahtar konumdaki bazı kurum ve tutumlar değişmediği takdirde üniversiteler bu görevlerini yerine getirmekten epey uzak görünmektedir. Üzerimize doğru büyük bir dalganın geldiğini görüyoruz. Bu dalgaya hükmedenlerden olursak onun gücüyle hedeflerimize ulaşabiliriz, hazırlıklı olmazsak dalga bizi aşıp gidecek ve sular çekildiğinde kendimizi bir vasatlık balçığına saplanmış halde bulacağız.

Vasatlık balçığına saplanmamak için üniversiteler küresel dönüşüme nasıl hazır hale gelmeli?
Yükseköğretimi bazı ülkelerin lehine bazı ülkelerin aleyhine dönüştürmekte olan bu dev dalganın kaynağına baktığımızda belirli etkenleri görüyoruz. Bu alanda ilk dikkati çeken olgu küresel ekonominin dönüşümüdür. Küreselleşme ve teknolojinin kombinasyonu küresel ekonominin işleyiş tarzını dönüşüme uğratmaktadır. Hammadde zincirleri dönüşmektedir. Bilginin her yerdeliği ve bilgi paylaşımının sıfıra yakın bir maliyetle gerçekleştirilebilir durumda olması, dünyayı iyiden iyiye küçültmüş ve ilerlemenin ivmesini artırmıştır. Son yirmi yılda dünyanın dönüşüm hızının günden güne artışına şahit olan bizler bu hızın günden güne artarak devam edeceğini tahmin etmekte zorluk yaşamamaktayız. Bu hızlı dönüşüm, işgücüne katılacak olan bireylerin taşıması gereken niteliklerin dönüşümüne neden olarak üniversitelerin karşılaması gereken beklentileri de dönüşüme uğratmıştır. İş dünyası günümüzde daha önce hiç olmadığı kadar iyi eğitimli, hayal gücü sahibi, iş birliğine açık, kendinden emin ve kişisel sorumluluk almaya yatkın bireylere ihtiyaç duymaktadır. Öğretim de gerek okullar düzeyinde gerekse üniversite düzeyinde bu ilerleme hızından etkilenmektedir. Öğretim kurumları kendilerini ilerlemenin hızına ayak uyduracak araçları bulma zorunluluğu altındadır.

Çok eskiden lise diploması bile bir prestijdi. Şimdilere baktığımızda üniversite diplomasının değerinin düştüğünü söyleyebilir miyiz?
Yeni teknolojik gelişmelere ayak uydurabilme gereği ve çok sayıda yeni üniversitenin kurulması, üniversitelerin öğretim ve araştırma maliyetlerinin günden güne artmasına sebep olmakta ve özellikle devlet üniversitelerinin vakıf üniversiteleri ile rekabet edebilme imkanı daralmaktadır. Bununla birlikte maliyeti artan yükseköğretimin elle tutulabilir bireysel çıktısı diyebileceğimiz diplomanın günden güne kudretini kaybettiğine şahit oluyoruz. Hâlihazırda bir üniversite diplomasına sahip olmanın hayat boyu kazançlar üzerine etkisi lise diplomasının etkisine göre üstünlüğünü büyük oranda korumaktadır. Ancak buradaki arz talep dengesi, arz enflasyonu yönüne kayma riski ile karşı karşıyadır. Yükseköğretimin kitleselleşmesinin beklendik bir sonucu yükseköğretim derecelerine sahip bireylerin sayısındaki artıştır. Az önce sözünü ettiğim yeni işgücü talebi ile birlikte düşünüldüğünde, bu talebe uyum göstermeyen programlardan alınan diplomaların değerinin günden güne düşme durumu ile karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Kişilerin mezun oldukları programa göre işsizlik risklerinin büyümesi bu programları ve bunlardan mezun kişileri büyük baskı altına almaktadır.

Başarılı bir öğrencinin yurt dışına gidişini nasıl engelleyebiliriz? Bu konuda yurt dışındaki üniversitelerle nesıl rekabet edebiliriz?
Geçtiğimiz çağın üniversitelerinin başarı ölçütü, bu üniversitelerin rektörlerinin, dönemlerinden övgüyle bahsettikleri konuşmalarına bakarak belirlenecek olsa, herhalde bina sayısı olarak belirlenirdi. Gerçekten de geçtiğimiz yüzyılda üniversitelerin başarısına yönelik algımız, kampüsteki binaların sayısı, büyüklüğü ve yeniliği ile belirlenmekteydi. Bugün dahi kampüslerimiz devasa şantiyeleri andırmaktadır. Büyük ve gelişmiş kampüsler hala önemini koruyor ancak günümüzde yükseköğretiminin mekanı müphemleşiyor. Bu yeni durumla baş edebilmek için kampüs sınırlarını aşarak bölgesiyle bütünleşen ve ulusal sınırları aşarak küresel çapta rekabet eden üniversiteler kurgulamamız gerekiyor. Gerek maddi kaynakların gerek insan kaynağının ülke dışına çıkmasındaki nispi kolaylık, ülkemiz üniversitelerinin rekabet etme kabiliyeti artırılmadığı takdirde, yükseköğretimimizin belirli bir vasatı aşamaması sonucunu doğuracaktır. Nitelikli öğrenci, personel ve çeşitli sektörlerden aktarılacak olan maddi kaynaklar, durum böyle kaldığı sürece yurt dışına yönelmeye devam edecektir.

Maddi kaynak üniversiteyi daha başarılı bir noktaya taşıyabilir mi? Her üniversitenin bir ‘özel’i olmalı mıdır?
Bütün üniversitelerin birbirine benzediği veya benzemeye çalıştığı, hepsinin her alanda uzmanlaşma gayreti içerisine girdiği bir yükseköğretim modeli bütün üniversitelerin vasatlaşmasına ve yükseköğretimin kısırlaşmasına sebep oluyor. Gelişmiş birkaç üniversitemizi -ki bunları tek tek sayabiliriz- finansal imtiyazlar tanıyarak mükemmeliyet merkezleri kılma yoluna gitmek doğru olabilir. Ancak bunların dışında kalan üniversiteler bakımından bir misyon çeşitlemesine gitmek zorundayız. Her üniversite, öz kaynakları ve bölgesinin imkan ve ihtiyaçları çerçevesinde belirli birkaç alanda uzmanlaşma yoluna gitmeli. Bilimin mantığı da bunu gerektirmektedir. Üniversitelerimizi işbölümüne dayanan işlevsel karşılıklı bağlılık ağları çerçevesinde bir tür organik dayanışma içerisinde yeniden konumlandırmamız gerekiyor. Her üniversite “Türk yükseköğretimi içerisinde sizi özel kılan nedir?” sorusuna cevaplar verebilecek durumda olmalıdır. Her kurumun değeri, onun var ettiği farkta gizlidir. Aynı soru tek tek üniversitelerin içindeki birimler ve bireyler muhatap alınarak da sorulabilir. İşbölümüne dayanan bir ortaklıkta bir birimi özel kılan, onu değerli kılan onun oluşturduğu farktır. Üniversiteler ve iç bileşenleri ürettikleri katma değer üzerinden kendi mevcudiyetlerini meşrulaştırma yükümlülüğü altındadırlar. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 396 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akademi Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim