• BIST 75.929
  • Altın 129,995
  • Dolar 3,4434
  • Euro 3,6590
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -4 °C
  • Kayseri -4 °C
  • Erzurum -17 °C
  • İzmir 6 °C
  • Şanlıurfa 2 °C

“Üniversiteleri özerk, demokratik ve özgür yerler haline getireceğiz”

“Üniversiteleri özerk, demokratik ve özgür yerler haline getireceğiz”
CHP Muğla Milletvekili Demir: “İktidarımızda üniversiteleri özerk, demokratik ve özgür yerler haline getireceğiz” dedi

CHP Muğla Milletvekili Prof. Dr. Nurettin Demir, üniversiteler ve üniversitelerin sorunları hakkında TBMM’de bir basın toplantısı düzenledi. Üniversitelerin bilgi üreten bilim yuvaları olduğunu söyleyenDemir, “üniversitelerin çalışanları tahakküm altına alınıyor, güvencesizleştiriliyor, eğitim paralılaştırılıyor. Üniversitelerde şu anda tam bir “cadı avı” yürütülüyor” dedi.  

“Paran Yoksa Okuma”

YÖK tarafından 2012-2013 yılında getirilen ancak uygulaması yeni başlayan katlamalı harç sisteminin ne olduğunu anlatan Demir, bu uygulamanın yükseköğretimi paralılaştırdığını söyledi.

Başbakanın “harçları kaldırdık” sözünü hatırlatan Demir, “Eğitim parasız olmak bir yana, bu harç sistemiyle birlikte birçok kişinin ulaşamayacağı yüksek maliyetli bir alan haline geliyor. Hükümet açıkça öğrencilerimize “paran yoksa okuma” demektedir.” dedi.

“AKP Hükümeti, Akademisyenlere Zam Altında Kurnazlık Yapmıştır”

Yükseköğretim tazminatı adı altında öğretim elemanlarının maaşlarının yüzde 36,5’e varan oranlarda zam yapıldığını ifade eden Demir,“kamuoyunda üniversite hocalarının maaşları arttırıldı algısı yaratılmıştır” dedi. Ekonomik krizlere, artan işsizliğe ve enflasyona rağmen akademisyenlerin maaşlarında 14 senedir hiçbir iyileştirme yapılmadığını söyleyen Demir, “Yapılan düzenleme olumlu bir adımdır, ancak neden zam değil de yükseköğretim tazminatı altında verilmiştir? Akademisyenlerin ek göstergelerini yükseltmeyen, özlük haklarına yansımayan bu zam, seyyar bir zamdır. Akademisyenlere güvenli bir gelecek sunmamakta, yapılan zam emekliliklerine yansımamaktadır. Uzun zamandır akademisyenlere iyileştirme yapmayan hükümet, burada da bir kurnazlık yapmıştır” dedi.

Ayrıca Demir, zamlardan sadece devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin yararlanabildiğini, vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin zamlardan yararlanamadığını belirtti.

“Akademik Teşvik; Dayanışmayı Değil, Rekabeti Teşvik Ediyor”

YÖK Personel Kanununda yapılan değişiklikle akademisyenlere akademik teşvik getirildiğini dile getiren Demir, akademik teşvik ile performansa dayalı ücret uygulamasının kanunlaştırıldığını belirtti. Demir, “Bu çaba, akademik topluluğun bilimsel bilgi üretimi yerine gelir getirici işlere yönelmesini, emekçiler arasındaki dayanışmanın yerine rekabetin geçmesini ve üniversitelerin üniversite olmaktan çıkarılmasını hızlandıracaktır! Kaldı ki üniversitelerde performans denetiminden bahsetmek, güvencesiz ve esnek istihdamın getirdiği sorunların ve emekçilerin üzerindeki baskının süratle artması demektir!” dedi.  

 

“Üniversite Açmak Sadece Tabela Koymak Mıdır?”

İktidarın “üniversitesiz ilimiz kalmadı” sözüne atıf yapan Demir, “2002’de 76 olan üniversite sayısını, 2014 yılında 176’ya çıkarmakla övündünüz. Yetti mi? Ne öğretim elemanı koydunuz, ne de yeterli donanım. Üniversite açmak sadece tabela koymak mıdır? Birçok devlet üniversitesinde laboratuar yok, laboratuarda malzeme yok. Ankara’da büyük bir üniversitenin öğrencileri sorumlulukları olan deneyleri yapabilmek için başka üniversitelere gitmek zorunda kalıyor. Durum bu kadar vahim” dedi.

Akademi Dünyasının Köleleri: 50/d’li Araştırma Görevlileri

Taşeron işçilerden sonra üniversitelerde esnek ve ağır çalışma koşullarına sahip bir grubun da araştırma görevlileri olduğunu söyleyen Demir,üniversitelerde araştırma görevlilerinin görev tanımı, başvuru koşulları ve istenilen sınavlar açısından aynı şartlarda, ancak 33/A, 50/d ve ÖYP olmak üzere üç farklı kadroda istihdam edildiklerini dile getirdi. Üç kadro içerisinde 50’d’lilerin burslu öğrenci olarak istihdam edildiklerine işaret eden Demir, “bu asistanlar doktoraları bittikten sonra işsiz kalmaktadırlar” dedi.

Türkiye genelinde 50/d’li asistanların sayılarının yaklaşık 14 bin olduğunu söyleyen Demir, “bazı üniversitelerde olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Ancak üniversitelerin insiyatifinde olan bu durum, eşitsizlikleri daha arttırmıştır. Bazı üniversitelerde geçişleri zorlaştırmak amacıyla senato kararları ile yardımcı doçent, hatta doçent atamalarında istenen kıstaslardan daha yüksek geçiş kıstasları getirilmiştir. Bazı üniversiteler herhangi bir kriter olmaksızın geçişleri sağlamakta, bazı üniversiteler ise geçişlere tamamen karşı durmaktadır.  Bu durum açıkça hakkaniyet ve eşitlik ilkesine aykırıdır” dedi.

“Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Kendi Asistanlarına Sahip Çıkmamaktadır”

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin 50/d kadrosunda araştırma görevlilerinin 33/a’ya geçişine olanak vermeyen bir üniversite olduğunu belirten Demir, “Üstüne üstlük mevcut 50/d’li araştırma görevlilerin sorununu çözmezken, yeni 50/d’li araştırma görevlisi alımı için de kadro açmaktadır” dedi.   

Demir, araştırma görevlilerin üniversitelerde “özel hizmetli” gibi kullanıldığını belirterek, asistanların akademide her tür işi yapan adsız köleler olduğunu ifade etti.

Üniversitelerde “Cadı Avı” Başlatıldı

Siyasi iktidarın yarattığı “makbul” kategorisinin üniversite için de geçerli olduğunu söyleyen Demir,  “Buna göre öğrenci protesto etmeyecek, öğretim üyesi de koşulsuz bir şekilde itaat edecektir.” dedi. Özellikle gezi sonrasında üniversitelerde “cadı avı” başlatıldığını dile getirenDemir, “Öğrencileri, öğretim elemanları, idari ve teknik personeliyle demokratik üniversite, akademik özgürlük ve “güvenceli iş güvenceli gelecek” mücadelesi veren üniversite emekçileri türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma, gözaltı, tutuklamalarla sindirilmeye çalışılmıştır” dedi.

Öğretim üyeleri hakkında açılan soruşturmalardan örnekler veren Demir, Cumhurbaşkanı hakkında suç duyurusunda bulunduğu için iş akdi sonlandırılan ve hakkında 100 bin TL’lik tazminat davası açılan Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Hayrettin Ökçesiz’i ve Berkin Elvan eylemlerine katıldığı için hakkında dava açılan Karaman Mehmetbey Üniversitesi’nde öğretim üyesi Yrd. Doç Dr. Elifhan Köse’yi gündeme getirdi. Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse’nin hemşehrisi ve genç bir meslektaşı olduğunu belirten Demir, Köse’nin 19 Aralık’taki duruşmasına çağrı yaparak, “Elifhan Köse nezdinde haksızca yargılanan tüm akademisyenlerin yanında olduğumu belirtmek istiyorum” dedi.

Demir konuşmasını şöyle sonlandırdı: “AKP hükümetleri demokrasi, emek ve bilim düşmanı bir tutum sergilemektedir. Otoriter üniversite anlayışı ile 12 Eylül faşizmini dahi aratmamaktadır.  Öğretim elemanları, mevsimlik işçi gibi çalışmakta, meslekleri, ekmekleri ve gelecekleri padişah-rektörlerin iki dudağının arasında, bir imzasının ucunda, akademik özgürlüğün yok sayıldığı bir ortamda var olmaya çalışmaktadırlar. Bilim insanları açıkça fişlenmekte, korkutulmakta ve mesleklerini yapmaları engellenmektedir. CHP iktidarında üniversiteleri özerk, demokratik ve özgür yerler haline getireceğiz.” dedi.

Basın Toplantısını izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=vpx6aarND9Q

Demir’in basın açıklaması metni:

Değerli Basın Emekçileri,

Bugün üniversitelerin sorunları hakkında konuşacağım. Öncelikle geldiğiniz için teşekkür ederim.

Üniversiteler hakkında genel bir giriş

Üniversiteler hem toplumsal gelişimimiz hem de ülkemizin kalkınması için son derece önemli kurumlardır.

Üniversiteler, bilgi üreten bilim yuvalarıdır. Demokrasi kültürünün yeşertilmesi ve her alanda yaşatılması amacına da hizmet ederler. Bu sebeple üniversitelerin varlığı ve etkinliği, güçlü ve çağdaş bir toplumun ön koşuludur.

Oysaki üniversitelerimiz bugün çalışanlarının tahakküm altına alındığı bir korku ortamına dönüştürülmüştür.

2015 bütçe sunuşunda Sayın Başbakan Davutoğlu üniversitelerle ilgili şu konulara değindi.

Üniversite Harçları

“Üniversitede harçları kaldırdık”

YÖK tarafından 2012-2013 yılında getirilen ancak uygulanmayan katlamalı harç sistemi, bu dönem birçok üniversitede uygulanıyor. Henüz resmi bir açıklaması olmayan harç sistemiyle ilgili, ikinci dönem uygulamanın yaygınlaşacağı üniversiteler tarafından dile getiriliyor.

Katlamalı harç sistemi, üniversite eğitimini eskisinden daha da pahalılaştırıyor.

Nedir bu katlamalı harç?

Bu sisteme göre birçok üniversitelinin milyarları aşan borçları ortaya çıkıyor.

Uygulamaya geçen Zonguldak, Sakarya, Kayseri ve Denizli’deki üniversitelerde ilk tarih olarak 2012-2013 eğitim öğretim yılı baz alınıyor.

4 yıllık lisans eğitim süresince,

Öğrenci bir dersi 3. Kez Alınıyorsa ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %50 fazlası,

4. Kez Alınıyorsa ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %100 fazlası,

5 veya Daha Fazla Alınıyorsa ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %300 fazlası,

4 seneyi aştıysa yani okul uzadıysa;

1. Kez Alımda ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %100 fazlası,

2. Kez Alımda ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %200 fazlası,

3. Kez Alımda ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %300 fazlası,

Dört ve daha fazla alımda ders kredisi başına katkı payı veya öğrenim ücretinin %400 fazlası.

Bildiğiniz gibi bazı dersleri geçmek gerçekten zordur. Bazen bazı öğrenciler bir dersi 5-6 kez almak zorunda kalıyorlar.

Bu ne demektir? Yükseköğretimi paralılaştırılmaktır. Başbakan ne demişti: “Harçları kaldırdık”

Eğitim parasız olmak bir yana, bu harç sistemiyle birlikte birçok kişinin ulaşamayacağı yüksek maliyetli bir alan haline geliyor.

Hükümet açıkça öğrencilerimize “paran yoksa okuma” demektedir.

Yükseköğretim Tazminatı

“Akademisyenlere Zam Yaptık”

Yükseköğretim tazminatı altında öğretim elemanlarının maaşlarını yüzde 36,5’e varan oranlarda zam yaptık dediniz. Apar topar tasarı getirdiniz, yasalaştırdınız.

Kamuyounda üniversite hocalarının maaşı arttı diye algılandı.

Yaşanan ekonomik krizlere, artan işsizlik ve enflasyon verilerine rağmen akademik personelin maaşlarında 14 yıldır bir iyileştirme yapılmamıştır.

Akademisyenlerin reel ücretlerinin uzun süredir ciddi biçimde aşındığı ve bu konuda bir iyileştirilme yapılması gerektiği açıktır.  

Yapılan düzenleme olumlu bir adımdır, ancak neden zam değil de yükseköğretim tazminatı altında verilmiştir?

Akademisyenlerin ek göstergelerini yükseltmeyen, özlük haklarına yansımayan bu zam, seyyar bir zamdır.

Akademisyenlere güvenli bir gelecek sunmamakta, yapılan zam emekliliklerine yansımamaktadır.

Uzun zamandır akademisyenlere iyileştirme yapmayan hükümet, burada da bir kurnazlık yapmıştır.

Ayrıca bu zamdan sadece devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenler yararlanabilmiştir. Vakıf üniversitelerinde daha düşük maaşlara çalışan, güvenceleri daha az olan akademisyenler bu zamlardan yararlanamamıştır.

Akademik Teşvik Ödeneği

Yine akademisyenlere Akademik teşvik ödeneği getirdiniz.

Akademisyenlerin özlük haklarında gereken iyileştirmeleri yıllardır yapmayan,

· Akademik basamağın en altında yer alan araştırma görevlilerinin görev tanımlarını bilimsel kriterler çerçevesinde düzenlemeyen, 

· ÖYP kadrolarına yüksek meblağlı senetler imzalatarak onları adeta köleye dönüştüren,

· Uzmanları kanuna aykırı biçimde öğretim elemanı olarak görmeyen,

· Verimlilik, performans, rekabet, kalite gibi söylemlerle angarya ve güvencesizliği emekçilere dayatan hükümetin, 

"akademik teşvik" kapsamında performansa dayalı ücret uygulamasını kanunlaştırmıştır.

Bu çaba, akademik topluluğun bilimsel bilgi üretimi yerine gelir getirici işlere yönelmesini, emekçiler arasındaki dayanışmanın yerine rekabetin geçmesini ve üniversitelerin üniversite olmaktan çıkarılmasını hızlandıracaktır!

Kaldı ki üniversitelerde performans denetiminden bahsetmek, güvencesiz ve esnek istihdamın getirdiği sorunların ve emekçilerin üzerindeki baskının süratle artması demektir! 

Tabela Üniversiteleri

“Üniversitesiz ilimiz kalmadı”

Üniversitesiz ilimiz kalmadı dediniz.

2002’de 76 olan üniversite sayısını, 2014 yılında 176’ya çıkarmakla övündünüz.

Yetti mi? Ne öğretim elemanı koydunuz, ne de yeterli donanım.

Üniversite açmak sadece tabela koymak mıdır?

Birçok devlet üniversitesinde laboratuar yok, laboratuarda malzeme yok.

Ankara’da büyük bir üniversitenin öğrencileri sorumlulukları olan deneyleri yapabilmek için başka üniversitelere gitmek zorunda kalıyor.

Durum bu kadar vahim.

ÜNİVERSİTELERDE GÜVENCESİZ ÇALIŞANLAR

Türkiye’de 2013-2014 öğretim yılında toplam 142.437 akademik personelin 44.074’ü araştırma görevlilerinden oluşmaktadır.

Araştırma Görevlileri

Taşeron işçilerden sonra üniversitelerde esnek ve ağır çalışma koşullarına sahip olan bir grup da araştırma görevlileridir.

Üniversitelerde araştırma görevlisi kadrolarına görev tanımı, başvuru koşulları ve istenilen sınavlar aynı olmasına rağmen 3 farklı kadro (33/A, 50/d, ÖYP) tipinde istihdam yapılmaktadır. Her bir kadro tüm bu aynılıklara rağmen özlük hakları açısından büyük farklılıklar içermektedir.

Buna göre;

33/A: Fakülte kadrosunda görev yaparlar ve yüksek lisans ve doktoralarını tamamlasalar da, üniversite kadrosunda devam edebilirler.

ÖYP (Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı): YÖK’ün yaptığı sınav ile atanırlar. Yüksek miktarlarda senetlere imza atsalar da, yüksek lisans ve doktoralarını tamamladıklarında üniversite kadrosunda devam edebilirler.

50/d Kadrosu: Lisansüstü öğrenimleri süresince geçici olarak kadro tahsis edilir ve lisansüstü öğrenimlerini tamamladıkları anda, 33/a ve ÖYP araştırma görevlilerinden, farklı olarak kadro ile ilişikleri kesilmektedir. Yani doktoralı işsizler olurlar.

Doktorada 6 yıl sınırı var. Eğer 50/d kadrosundaki araştırma görevlileri 6 yılda doktoraları tamamlayamazlarsa doktoralarını dahi bitiremeden işsiz kalıyorlar.

Her 3 kadronun özlük hakları arasındaki farklılık özellikle 50/d araştırma görevlileri için büyük haksızlıklara yol açmaktadır.

Türkiye genelinde yaklaşık 14 bin civarında 50/d’li araştırma görevlisi bulunmaktadır. Bu sayıya vakıf üniversitelerinde çalışan araştırma görevlileri de eklendiğinde çok daha büyük bir rakam ortaya çıkıyor.

Devlet üniversitelerindeki en güvencesiz olan 50/d’li istihdam biçimi, vakıf üniversitelerinde asıl istihdam biçimi haline geliyor. Yani vakıf üniversitelerinde güvencesizlik esastır.

Bunun yanında; 50/d maddesine göre çalışmakta olan araştırma görevlileri iş güvencelerinin bulunmamakta, iş güvencelerinin olmaması akademik özgürlüklerini ve verimliliklerini kısıtlamaktadır.

Güvencesiz çalışma (50/d) işsiz kalma kaygısına sürekli taşımaya yol açmaktadır.  Çünkü birçok üniversitede 50/d araştırma görevlileri lisansüstü öğrenimini tamamlar tamamlamaz kapıda kalmaktadır.

Bazı üniversitelerde 50/d kapsamında çalışanların 33/a kadrosuna alınması yönünde girişimler olmuştur. Ancak bu da üniversitelerin insiyatifine bırakılmış; bu da eşitsizlikleri daha da arttırmıştır.

Bazı üniversitelerde geçişleri zorlaştırmak amacıyla senato kararları ile yardımcı doçent, hatta doçent atamalarında istenen kıstaslardan daha yüksek geçiş kıstasları getirilmiştir. Bazı üniversiteler herhangi bir kriter olmaksızın geçişleri sağlamakta, bazı üniversiteler ise geçişlere tamamen karşı durmaktadır.  Bu durum açıkça hakkaniyet ve eşitlik ilkesine aykırıdır.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi de, 50/d kadrosunda araştırma görevlilerinin 33/a’ya geçişine olanak vermeyen bir üniversitedir.

Üniversite içerisinde toplam 107 tane 50/d araştırma görevlisi bulunmaktadır. Dolayısıyla kendi yetiştirdiği doktorasını tamamlamış 50/d araştırma görevlilerini bölümler bazında teker teker kapıda bırakmaktadır.

Üstüne üstlük mevcut 50/d’li araştırma görevlilerin sorununu çözmezken, yeni 50/d’li araştırma görevlisi alımı için de kadro açmaktadır.

Aynı birimde çalışan, aynı işi yapan, aynı maaşı alan 3 farklı kadrodaki araştırma görevlileri arasındaki ayrımcılığa son verilmelidir.

Özellikle 50/d kadrosunda bulunan araştırma görevlilerinin koşulları düzeltilmeli ve iş güvenceleri sağlanmalıdır. Araştırma görevlisi görev tanımı, aynı görevi yapan, aynı kriterlerle alınan kadroların eşit özlük haklarına sahip olacak şekilde net olarak düzenlenmelidir.

Araştırma Görevlilerinin Diğer Sorunları

Güvencesiz çalışma probleminin yanısıra 50/d araştırma görevlileri 33/a araştırma görevlilerinin yararlandıkları YÖK yurtiçi veya yurtdışı burslarından yararlanma hakkına sahip değillerdir. Aynı şekilde ÖYP kadrolarına tanınan proje ve seyahat giderleri gibi ödeneklerden de yararlanamamaktadırlar. Tüm bunlar özlük hakları bakımından da 50/d araştırma görevlilerinin uğradıkları haksızlardan birkaçıdır.

Araştırma görevlileri üniversitelerde “özel hizmetli” gibi kullanılıyor, “her tür işi” yapmak zorunda bırakılıyor. Yani onlar akademi dünyasının “adsız köleleri”dirler.

Eğitim-sen tarafından araştırma görevlileri hakkında yapılan bir araştırmaya göre;

Her iki araştırma görevlisinden biri, yani %46’sı 50/d statüsüsünde bursiyer öğrenci ya da geçici proje asistanı olarak istihdam edilmektedir.
Yaptıkları işin niteliği açısından bölümün “her tür” işini yapan “köleler” olarak görülmektedirler.
Pek çok angarya, kötü muamele ve mobbing ile karşılaşmaktadırlar.
ÖYP’liler “dış kapının mandalı” olarak görülüyor.
50/d’liler “bursiyer öğrenci” sayılıyor, iş güvenceleri bulunmuyor.
İdari görevler, ders, danışmanlık, gözetmenlik, hoca ve bölümün projelerine yetişmek gibi birçok sorunla boğuşuyorlar. Bu sebeple iyi bir yüksek lisans ve doktora yapma olanakları ortadan kalkıyor.
Her sınav döneminde 5 veya daha fazla sınav gözetmenliği yapıyorlar.
Yüzde 50’den fazlası öğrenci danışmanlığı yapıyor.
Düzenlenen panel ve sempozyumlarda karşılama, getir-götür işlerini yapıyorlar.
Dönemde 3 kez veya daha sık gönüllü teklifi dışında sekreterlik yazılarını yazmak zorunda kalıyorlar.
Bir kısmı da başkasının üstünden derse girmek zorunda kalıyor.

Üniversitelerde, hastanelerde, enstitülerde, projelerde “kullan-at” akademisyenlik ve 50/d sonlandırılmalıdır.

ÜNİVERSİTELERDE BASKI VE YILDIRMA

Siyasi iktidarın istediği makbul vatandaş, makbul öğrenci , makbul öğretim üyesi kategorisinde ve de bulunmakta.

Buna göre öğrenci protesto etmeyecek, öğretim üyesi de koşulsuz bir şekilde itaat edecektir. Asla siyasi bir özne olarak kendini ortaya koyamayacak. İdarenin yaptırımları bunun sınırlarını açıkça çiziyor.

Özellikle gezi sonrası süreçte toplumun tüm muhalif kesimlerine yönelik olarak yürütülen “cadı avı” kendisini üniversite ve diğer yükseköğretim kurumları içerisinde de göstermiştir.

Öğrencileri, öğretim elemanları, idari ve teknik personeliyle demokratik üniversite, akademik özgürlük ve “güvenceli iş güvenceli gelecek” mücadelesi veren üniversite emekçileri türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma, gözaltı, tutuklamalarla sindirilmeye çalışılmıştır.

Öğrenciler tutuklanmakta, üniversitelerde maruz bırakıldıkları soruşturmalar sonucu aldıkları cezalar ile eğitim-öğretim hakkından mahrum edilmektedir.

Bu süreçte hem vakıf hem de devlet üniversitesindeki çalışanlardan bir kısmı işlerinden olurken diğerleri çeşitli mekanizmalarla baskılara maruz bırakılmaktadır.

Size bu konuda bazı örnekler vereceğim:

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde ikna odalarından sürgün kamplarına, “tehdit ve yıldırma girişimlerinden keyfi istihdamlara kadar üniversite birçok alanda baskı ve usulsüzler olmaktadır.
Muş Alparslan Üniversitesi’nde bir araştırma görevlisinin- hem de ODTÜ mezunu- kadın olduğu, evli olmadığı ve sendikalı olduğu gerekçesiyle görevlendirmesi yapılmıyor.
“İnsanca Yaşam, Güvenceli İş ve Gelecek” talepli ve ülke çapında polis şiddetini protesto etmek için gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi 8 öğretim görevlisine 24 ay kademe ilerlemenin durdurulması cezası verilmiştir. Yine aynı greve katıldıkları için Tunceli Üniversitesi’nde 4 akademisyene soruşturma açılmıştır.
Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Ali Ekber Doğan, belediyecilik ile ilgili yaptığı eleştirel açıklama yüzünden hapis cezası ve kamu görevinden çıkarılma ile yargılandı.
Çorum Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi M. Oya Yağcı’nın görevine, isimsiz bir ihbar mektubunun üniversite yönetimine gönderilmesinin ardından iktidara karşı eleştirel tutumu nedeniyle son verildi.
Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Hayrettin Ökçesiz’e Cumhurbaşkanlığı Seçimi sonrası ortaya çıkan hukuk dışı durum nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunduğu için ders görevlendirmesi yapılmadı ve hakkında disiplin soruşturması başlatıldı. Ökçesiz’in iş akdi sonlandırılarak, hakkında 100 bin TL’lik bir tazminat davası açıldı.
Uludağ Üniversitesi mezuniyet töreninde yapmış olduğu konuşmadan dolayı Yrd. Doç. Dr. Timuçin Köprülü’ye soruşturma açıldı.
Marmara Üniversitesi’nde Dr. M. Meryem Kurtulmuş, ataması hukuka aykırı bir biçimde 6 ay süre ile uzatılarak işten atılma tehdidine maruz kalmıştır.
Muş Alparslan Üniversitesi’nden Sinan Nuhoğlu ise 4+4+4 uygulamasına karşı yapılan yürüyüşe katılması sebebiyle önce “Kendine yeni bir yer bul” denilerek tehdit edilmiş; daha sonra da görev süresi uzatılmayarak işten atılmıştır.
Yine Muş Alparslan Üniversitesi’nde ÖYP ile Araş. Gör. olarak istihdam edilen Deniz Kimyon, ODTÜ’de doktora yapmasına rağmen doktoraya başlama yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi asılsız ve hukuksuz bir gerekçeyle işten atılmıştır.

Bunlar üniversitelerdeki baskının sadece bir kısmı.

Elifhan Köse

Hemşehrim, aynı zamanda da genç bir meslektaşım olan Karaman Mehmetbey Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse’de Berkin Elvan eylemine katıldığı için yargılanıyor.

Karaman’da 1. Duruşması görülen Elifhan Köse hakkında gösterilen ses ve görüntü kayıtları, avukatları tarafından delil olarak gösterilemeyeceğine dair itirazlara rağmen, bu orta oyunu sürdürülüyor.

19 Aralık’ta ikinci duruşması görülecek olan Elifhan Köse nezdinde haksızca yargılanan tüm akademisyenlerin yanında olduğumu belirtmek istiyorum.

SONUÇ

AKP hükümetleri demokrasi, emek ve bilim düşmanı bir tutum sergilemektedir. Otoriter üniversite anlayışı ile 12 Eylül faşizmini dahi aratmamaktadır. 

Öğretim elemanları, mevsimlik işçi gibi çalışmakta, meslekleri, ekmekleri ve gelecekleri padişah-rektörlerin iki dudağının arasında, bir imzasının ucunda, akademik özgürlüğün yok sayıldığı bir ortamda var olmaya çalışmaktadırlar.

Bilim insanları açıkça fişlenmekte, korkutulmakta ve mesleklerini yapmaları engellenmektedir.

Gerçek demokrasiye sahip toplumlarda bireylerin ifade özgürlüğü vazgeçilemez bir haktır. Ülkemizdeki sözde ve sahte demokrasi ortamında ise neredeyse her kurumda, erk sahiplerinin çalışanlara baskı yapmayı ve düşüncelerini demokratik bir biçimde ifade eden bireyleri yıldırmayı bir tutum haline getirdiği görülmektedir.

Plan ve Bütçe komisyonunda üniversiteler görüşülürken yeni YÖK başkanından “araştıran, üreten, konuşan, özerk, özgür, demokratik” bir üniversite talebinde bulunmuştum. Bu talebimizi yineliyorum.

CHP iktidarında üniversiteleri özerk, demokratik ve özgür yerler haline getireceğiz. Üniversiteler baskılarla değil araştırmalarla uğraşacak. 12 Eylül ürünü YÖK’ü kaldıracağız.

Teşekkür ederim.

Kaynak: nurettindemir.com

Bu haber toplam 991 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akademi Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim