• BIST 75.727
  • Altın 129,876
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 1 °C
  • Kayseri 4 °C
  • Erzurum -2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Şanlıurfa 7 °C

Üniversiteli Olmak...

Üniversiteli Olmak...
Prof.Dr Muhittin Şimşek'in Türkiye Gazete'sinde bugün yayınlanan yazısı

Prof.Dr. Muhittin Şimşek/TÜRKİYE GAZETESİ
Üniversiteli olmak, üniversiteyi kazanmak önemlidir.
Sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın her tarafında önemlidir.
İlkokuldan itibaren, sıra arkadaşlarımıza bakalım, ortaokul, lise...
Binlerce arkadaşınız, can kardeşiniz, şu an sizinle aynı sırada değil.
Onlar da farklı şekillerde, ailelerine, ülkeye hizmet etmektedir.
             ***
Bugün 190 kadar üniversitemizde beş milyon gencimiz öğrenim görmektedir.
Onlarca alanda, yüzlerce bilim dalında.
İnsanlığa ve ülkeye daha iyi hizmet verebilmek için, daha müreffeh bir toplumda yaşayabilmek ve geleceğini aydınlık kılabilmek için.
Üniversite çağı, verimliliğin en üst düzeyde olduğu çağdır.
Genç kardeşlerimiz, bu çağın (içinde bulunduğu için) nasıl geçtiğinin farkına varamamaktadır. Oysa zaman öyle hızla geçiyor ki; hayatımız boyunca sahip olacağımız zenginlik (maddi, manevi, kültürel) temelleri bu çağda atılır ve kazanım bu dönemde oluşur.
Böyle bir dönemde fazla bir mesuliyet yoktur (aile geçindirmek, çocuk bakmak gibi). Bizden istenen sadece kendini geliştirmek...
Doğrusu üniversiteden mezun olmak önemlidir. Ama her şey demek değildir. Rekabet öylesine acımasız ki. Farkındalığını ortaya çıkaran kazanıyor. Bir alanda yetişmiş olmak yeterli gelmiyor artık.
Mesela; bir ya da iki yabancı dilimiz yoksa, sosyal ilişkilerimiz eksikse, tarih kültürümüz ve şuurumuz yoksa ve manevi değerlerden mahrumsak başarı şansımız hemen hemen yoktur.
Dünya, yirmi otuz yıl öncesinin dünyası değil.
Her şey hızlı değişiyor. Çünkü, beklentiler hızla değişiyor, teknoloji hızla değişiyor. Bu değişime ayak uydurmak mecburiyetimiz vardır. Değişimin de üç unsuru vardır. Değişimi yönetmek, değişimi takip etmek ya da ölümü beklemek.
Esas olan değişimi yönetme kabiliyetine sahip olmaktır. Bunu gerçekleştirecek olan ise gençlerimizdir. Özellikle üniversite gençliğimiz. Öyle ise; kendimizi öyle yetiştirmeliyiz ki; bir ayağımız  İstanbul, Gaziantep, Sinop, Batman, Kırşehir’de diğer ayağımız Tokyo, Newyork, Londra, Berlin’de... Dünya ile kucaklaşan, dünya toplumları ile anlaşabilen beceri ve donanıma sahip olacak şekilde...
Kendimi kimseye tavsiye makamında görmüyorum.
Lakin bütün hayatı üniversitede, akademisyen yahut yönetici olarak geçmiş birisi olarak, eğer yirmi beş yıl önce değil de bugün üniversiteli  olsa idim ne yapardım diye düşündüğümde, birçok şeyi eksik bıraktığımı ve bugünkü gençlerimize benim eksik bıraktıklarımı onların yapmalarını isterdim.
Mesela;
Hemen her hafta bir kitap bitirirdim,
Her hafta bir seminer ya da konferansa giderdim,
Erken uyur, erken kalkardım. Uyandıktan sonra uyumazdım,
Manevi değerlere daha çok sarılırdım. Hayatımı ona göre tanzim ederdim.
Uzak da olsam, annemi, babamı ve kardeşlerimi ihmal etmezdim,
Hocalarımdan sadece derste değil, ders dışında da faydalanmaya çalışırdım,
Yabancı dile önem verirdim,
Ne yapıp yapıp öğrenci iken yurt dışına gitmeye çalışırdım,
Basit, ucuz bir hobi edinirdim,
Mezun olduktan sonra ne yapacağımı tespit eder, gereğini yapmaya çalışırdım,
“Misyonsuz vizyon, illüzyondur” gerçeğinden yola çıkarak hedefime ulaşmak için altyapımı kuvvetlendirmeye çalışırdım.
Bugün öğrenci olsaydım, mümkün olduğunca bilgisayar, televizyon, akıllı telefon gibi cihazların kölesi değil, onları kendime köle yapmaya çalışırdım. Çünkü bu cihazların, düşünceyi dumura uğratıp; asosyal, çevreden kopuk, bencil bir toplum yetiştirdiği artık biliniyor.
Güzel bir dolma kalem edinir, notlarımı onunla tutmaya çalışırdım,
Bana hep çocuk muamelesi yapan anama ve babama, “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta olduğumu” hatırlatırdım,
Son zamanlarda üniversiteleri ziyaretimde öğrencilerimizle birlikte oluyorum. Pırıl pırıl gençlerimizin, cıvıl cıvıl enerjilerini iyi kanalize ettikleri takdirde çok güzel işler yapacaklarından hiç şüphem yok..
Bilinmelidir ki ülkemiz, dünyanın en mümbit,  kadim medeniyetlere beşiklik etmiş, kültürün fışkırdığı bir coğrafyadadır.
Eskiden, gelişmiş batı memleketlerine gittiğimde hayıflanırdım.
Bizde de böyle olsa diye.
Oysa bugün, fersah fersah geçtiğimizi bütün samimiyetimle ifade edebilirim.
Her toplumun kendine göre gelişmiş olduğu, öne çıktığı alanlar vardır. Fakat insana değerin olmadığı yerde bu gelişmişliğin hiçbir önemi yoktur...
“Şeref’ül mekân bil mekin”dir.
                 ***
Yukarıda bahsettiklerim uzatılabilir.
Fakat yapılabilecekleri, başta kendi eksikliğim olarak görüp, sevgili genç kardeşlerime abi olarak, hoca olarak tavsiyemdir...

08.03.2016

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 365 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Akademi Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim