Göktan AY

Göktan AY

YDS barajı mı, bilimsel çalışmalar mı önemli?

26 Nisan 2015 - 18:15

Son yıllarda en çok duyduğumuz ve memnun olduğumuz haberler var: Memura müjde, SSK lıya müjde, Bağ-Kur’luya müjde, Emekliye müjde, Askere müjde, Doktora müjde v.b.…Ancak son zam dışında akademisyenler özlük hakları konusunda yıllardır bir müjde alamadılar. 28 yıldır 2809 sayılı kanunun geçici 10. Maddesine göre eksik unvan verilen sanatçı/akademisyen Y.Doç.ler bile haklarını alamadılar… Bugünkü konumuz  yine “yabancı dil barajı” sorunu…

“ÜDS/YDS baraj” vesayeti  üzerine yazılmış o kadar çok yazı var ki…Akademisyenler bu konuda çok rahatsız. Özellikle YDS barajı altında kalan Y.Doç.Dr. lar çok zor vaziyette. Bu gidişle emekli olacaklar ve bir takım haklardan yararlanamayacaklar. Dürüst olmanın, etik olmanın, yanlış yollara sapmamanın karşılığı bu galiba…

Ak parti hükümetleri her ile üniversite açtı ama, özlük  hakları konusunda hiç adım atmadı…Akademik zam dahi  geçen yıl sonu yapılabildi. (Yasayla; Profesör maaşı  5 bin 656 liraya, Doçent maaşı 3 bin 657- 4 bin 265 liraya,  Yard. Doç. maaşı 3 bin 551-3 bin 571 liraya çıktı. Arş. Gör. maaşı 3 bin 200-3 bin 256 liraya, Öğr. Gör. ve okutman maaşı da 3 bin 20-3 bin 425 liraya yükseldi.)

TİP sözleşmesi ile  kadro karşılığı sözleşmeli çalışan akademisyen/sanatçıların maaşları ise Arş. Gör. gibi 3.500 Tl. civarında oldu. (4 ikramiye dağıtıldığında 4.500 oluyor.) İlk zamanlar sanatçıların maaşları müsteşar düzeyindeydi, ancak gerekli destek sağlanmayınca, müsteşara bağlı endekslenen zamlar gerçekleşmeyince  düştü. Şimdi nerdeyse Arş.Gör.le aynı durumda.

Daha önce yazmıştım, torba kanunlardan akademisyenler hiç yararlanamadı. Bir çok konunun  yeni dönemde acilen çözülmesini umut ediyoruz.

 En başta şunu kabul edelim: Biz yabancı dil  eğitimini devlet okullarında –özel okullarda  başarılıyız- bir türlü beceremedik. Yüzlerce kez karar değiştirdik ama olmadı. Buna, öğretmenlerin yetersizliği/ilgisizliği, öğrencilerin dersi gereksiz olarak görmeleri v.b. ekleyebilirsiniz. İlkokuldan itibaren –hatta anaokulundan- öğretilmesi gereken yabancı dili bir türlü programlayamıyoruz. Sonra üniversite lisansta da başaramıyoruz, doktoraya kadar halledilmesi gereken yabancı dil sorunu Doç.liğe kadar sürüyor. Bakın yine bir değişiklik yapıldı.

“Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yabancı dil eğitimindeki sorunları çözmek için yeniden hazırlık sınıfı uygulamasına dönmeye hazırlanıyor. Ortaokul 5’inci sınıfların yabancı dil hazırlık sınıflarına dönüştürüleceği yeni sisteme göre, haftada 22 ya da 23 ders saati yabancı dil eğitimine ayrılacak. Hürriyet gazetesinden Nuran Çakmakçı’nın haberine göre, bir yılı aşkın süredir devam eden çalışmalar sonucunda yabancı dil eğitimi için en uygun grubun 5’inci sınıf öğrencileri olduğuna karar verildi. Hazırlık sınıfı için program kararı henüz tamamlanmamış olmakla birlikte haftada 22 ya da 23 saatin yabancı dil, altı saatin de Türkçe dersi için ayrılması planlanıyor. 5’inci sınıfta yer alan matematik, fen ve teknoloji gibi temel dersler de 6, 7 ve 8’inci sınıflara eklenecek.İlk aşamada, başvuru yapan özel okullarda başlatılacak yabancı dil hazırlık sınıfı uygulamasının kadro ve altyapı sorunlarının çözülmesinin ardından devlet okullarında da hayata geçirilecek.Hazırlık sınıflarında İngilizce’nin yanı sıra Arapça eğitimi de verilebilecek. Böylece, imam hatip ortaokullarında da ilk sınıflarında Arapça hazırlık sınıfı oluşturulabilecek.” (Basından,14-15 Nisan 2015)

Aşağıda YDS ile ilgili çok özel yazılardan bir derleme yaptık, konuyu detayı ile bir kez daha ortaya koyuyorlar ve çözüm yolu da öneriyorlar…Duyurmak, üzerinde durmak istedik;

 “YÖK doçentlik sınavlarına katılacak akademisyenlerin “etik ihlalleri” ile ilgili önemli bir düzenleme yaptı. Etik ihlali yaptığı, kısaca “başkasının eserini kaynak göstermeden aldığı“ yani çaldığı belirlenen akademisyenler, 5 yıla kadar doçentlik başvurusu yapamayacak. Gerçi “hırsızlığın” ortadan kalkması için 5 yıl yeterli bir süre midir tartışılır ama yine de bu düzenleme akademi dünyasını bir nebze olsun rahatlatan önemli bir adımdır…….Pakistan, Malezya ve Hindistan’da çıkarılan ve yayın kurullarını Türk “akademisyenlerin” oluşturduğu dergilerde ortalama 500 dolara makale yayınlatıp doçent ve profesör olan birçok kişi, bugün üniversitelerde öğrencilere ders veriyor……...İşte “akademi dünyası”nın attığı bu dergileri çıkaran, bu dergilerde para ile makale yayımlayıp kariyerinde yükselen, birbirlerine atıf yapıp her yıl makale başına 5 bin TL teşvik alan “doçent” ve “profesör” unvanlı bu kişiler için YÖK ne yapacak?...” (http://www.haberturk.com/yazarlar/pervin-kaplan/1042915-hormonlu-ve-hirsiz-profesorler-ne-olacak)

“TC Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin (ÖSYM) bu yıl ilk kez yaptığı Yabancı Dil Sınavı'nda (YDS) adaylar, şimdiye dek görülmemiş bir başarısızlık sergiledi. Sınavın İngilizce testine giren 289 bin 76 kişinin, 218 bin 39'unun geçersiz puan olarak kabul edilen 0-49 aralığında kalması büyük yankı uyandırdı. Bu yıl içerisinde Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı (KPDS) ile Üniversiteler Arası Dil Sınavı'nı (ÜDS) kaldıran ÖSYM, bu iki sınavı YDS çatısı altında birleştirmişti. YDS'den alınacak puan; memurların atamalarında ve yabancı dil tazminatı almalarında, araştırma görevlisi, yüksek lisans ve doktora kabullerinde, doçentlik ve tıpta uzmanlık unvanlarının verilmesinde ve yurt dışında yüksek öğrenim gören öğrencilerin diplomalarının denklik kazanmasında kullanılıyor. İlk kez 7 Nisan'da yapılan YDS'de soruların zorluğu ve niteliği eleştiri konusu olmuştu. Sınavın süresinin önceki sınavlara göre 30 dakika kısaltılması da adayların şikayetçi olduğu bir diğer konuydu. 17 Nisan'da açıklanan sonuçlar vahim tabloyu ortaya koydu: Sınava İngilizceden girenlerin yüzde 75,43'ü geçerli puanı alamamış, A, B, C, D ve E düzeylerinden hiçbirine hak kazanamamıştı. Sınavda A düzeyine denk gelen 90-100 puan aralığında yer alan aday sayısı bin 742, yani sınava girenlerin sadece yüzde 0,6'sı. Aynı puan aralığında başarı gösteren aday oranı, 2012 sonbaharında yapılan son KPDS'de yüzde 1.29 olmuştu. 80-90 puan aralığına tekabül eden B seviyesinde YDS'ye girenlerin yüzde 2,77'si yer alırken, son KPDS'de adayların yüzde 5,6'sı aynı seviyede yer almıştı. YDS ile ilgili mağduriyet yaşayanlar gruplardan biri de tıp camiası. Yeni düzenlemeye göre TıptaUzmanlık Sınavı'na (TUS) girme hakkı kazanabilmek için öncelikle YDS'den geçer not almak gerekiyor.  Daha önce ÜDS'nin sağlık alanındaki testine girerek kendi alanlarındaki soruları çözen adaylar, YDS'de tıpla alakası olmayan ve akademik İngilizce ölçen sınava girmek durumunda kaldı. Çok sayıda aday 50 puan barajının altında kalınca, sonbaharda yapılacak TUS'a girme hakkını kaybetti. Çünkü sonbaharda yapılacak YDS, TUS'tan bir ay sonra yapılacak. Tıpta uzmanlaşmak isteyen adaylar, yaz aylarında veya en azından TUS'tan 15 gün sonra yeni bir YDS yapılmasını talep ediyor.” (http://www.habervesaire.com/news/yds-bitti-tartismasi-basladi-2543.html)

“….Bana göre ÖSYM’nin 2010 yılı sınavları değil şimdiye kadar yapılan tüm sınavların profesyonel Cumhuriyet savcıları ve uzmanlar tarafından soruşturulmalı, Ankara’da ne dolaplar çevrildiği ortaya çıkarılmalı.. Yeni ÖSYM başkanına düşen en büyük görev öne sürülen tüm iddiaları açıklığa kavuşturmak, kurumun saygınlığını yeniden kazandırmaktır. Ben bu yazımda ÖSYM’nin yaptığı diğer sınavları bir kenara koyarak YDS (Yabancı Dil Sınavı) üzerinde durmak istiyorum. Daha önce ÜDS ve KPDS adlarıyla yapılan yabancı dil sınavlarında da sorular sızdırıldı mı? Bilindiği gibi bu sınavlar Akademik personel olmak, özellikle Doçent, Profesör olmak için zorunlu tutuluyor. Şimdiye kadar What is this? demesini bilemeyen kaç kişi bu sınavları geçerek doçent, profesör oldu. Ben CANADA’nın en ünlü üniversitelerinden biri olan University of Victoria ve Manitoba üniversitelerinde okudum. Hakkımla Advenced seviyede İngilizce yabancı dil diploması aldım. Ama gel gör ki bu sınavlarda 65 puan alamıyorum. CANADA’da yapılan eğitimin ne kadar ciddi olduğunu bilenler bilir. Sayın Cumhurbaşkanım, ÖSYM tarafından yapılan Yabancı dil sınavları tümüyle mercek altına alınmalı ve bu sınavlarda yaşanmış kopya olayları delilleriyle ortaya çıkarılmalı. Şimdi deniliyor ki, 2010 sınavlarında sorular sızdırılmış, peki bu sınavlarda 65 ve üstü not alarak doçentlik unvanı alanlara nasıl bir işlem yapılacak. Eğer haksız bir kazanım varsa, bu haklar geri alınmalı. Bence, ,böyle bir çalışma kamuoyunun vicdanını rahatlatır. Eskiden beri çok çeşitli söylentiler var.. dil sınavlarını halleden cemaatler, çetler varmış diye.. kim bunlar. ÖSYM’den sınav öncesi soruların sızdırılması sadece 2010’damı oldu, yoksa daha öncesi ve sonrası bir işbirliği var mıydı? Kolay değil, insanlar bu sınavlara yıllarca hazırlanıyor. Eşitlik ve adalet ilkeleriyle girilen bu sınavlarda bir usulsüzlük olduğunda yıkılıyorlar. Doğal olarak ülkeye olan güvenleri de azalıyor. Bence dil sınavını verdim hakkımla doçent, profesör oldum diyen tüm öğretim üyeleri yeniden sınava alınmalı ve şu anki YDS sorularından daha basit sorular sorularak yeniden sınav yapılmalı. Baraj da 65 yerine 50 olmalı, bakalım başarı oranı yüzde kaç olacak. Eğer %30 başarı yakalanırsa şaşırmayalım…..” (http://www.ipekyolugazetesi.com.tr/koseyazilari/osym-skandallar-merkezi-oldu-370.html)

“Yeni YÖK Taslağında Doçentliğe atanmadaki en önemli şartlardan birisi olan ÜDS’ nin eskisine göre daha kötüleştirildiği ve ne yapılmaya çalışıldığı pek anlaşılamamıştır. ÜDS’ puanın düşürülmesi veya Doçentliğe atamada, kaldırılması yerine puanın artırılması, hem Doçentliğe atanmadaki zorlukların hem de öğretim üyesi sıkıntısının daha da artması kaçınılmazdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, üniversitelerde kendi dilinden başka bir dilden sınava tabi tutarak unvan verilmemektedir. Ne yazık ki, bizde ise ilk sınav olan üniversiteye girmek için yabancı dilden sınava tabi tutulmakta, daha sonra üniversiteyi bitirdikten sonra Arş. Görevlisi olmak için yabancı dil sınavı, yüksek lisans için tekrar yabancı dil sınavı, doktoraya girmek için baraj yine yabancı dil sınavı, doktora yeterlikte tekrar yabancı dil sınavı, doktoradan sonra Yrd.Doç. olmak için tekrar yabancı dil sınavı ve en zoru ve en önemlisi Doçent olmak için tekrar oldukça kapsamlı ve amacı dışında olan Ü.D.S. sınavına tabi tutuluyorsunuz. Siz bu dili vermedikçe bilim adamı olma sıfatını alamıyorsunuz. Kısacası Doçent olmanız için, tam 7 kez Yabancı dil sınavına tabi tutuluyorsunuz. Bilhassa doçentlikteki sınav sizin mesleğinizle, branşınızla hiç alakası yok tamamen o ülkenin kültürünü, yapısını, temel ilkelerini ve onların bile bilmediği çok detaylı gramer yapıların içeren bir sınav. Eğer bu İngilizce çok önemli ise, bunu baştan halletmek gerekmiyor mu? İlköğretimin 3.veya 4. sınıfından başlayarak lise ve üniversitede bu iyi bir şekilde verilse, hem dil öğrenilir hem de bu problem baştan halledilmiş olur. Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin bir veya birden fazla yabancı dil bilmeleri şüphesiz iyidir. Ancak akademik yükseltmelerde bir engel olarak kullanılması kesinlikle doğru değildir. Bu ve benzeri yabancı dil sınavlarının sadece sınavı vermek veya bir şekilde geçilmesiyle yabancı dilin bilindiği, öğrenildiği ve kendi konusunda yayın yapabildiği düşüncesinin doğru olmadığını bilmekteyiz. Bu durumun böyle olduğunu araştırmak için fazla detaylı ankete gerek yoktur. Küçük bir araştırma ile, Yurt dışında eğitim yapmışlar hariç, tüm üniversitedeki Doçent ve Profesörlerin konuşamadığı, herhangi bir yazışma yapamadığı ve kendi konusunda dahi yaptığı yayınını İngilizceye çeviremediği bir gerçektir. Bu dili bir şekilde verip doçent olduktan sonra hiç kimse bunun ardına düşmüyor, gerçekten bu dili kullanabiliyor mu yoksa kullanamıyor mu yani kısacası bu dili veren kurtuluyor…..” (https://yeniyasa.yok.gov.tr/files/be571d014ff7c374a2e9628ddc3d40d9..pdf)

“……Çünkü özellikle akademi dünyasının canını yakmaya, bilimsel çalışmalara darbe vurmaya devam ediyor yabancı dil takıntısı. Daha önce 2 ÜDS ve 2 KPDS olmak üzere yılda 4 kez yapılan yabancı dil sınavı 2013’ten itibaren yılda 2 sefere düşürülmüş. Ayrıca daha önce bu sınavlar için verilen 180 dakikalık süre 150 dakikaya çekilmiş ve soru sayısında herhangi bir azalmaya gidilmemiş. Bunun sonucu olarak sınavda tüm adaylar için süre sorunu yaşanmış. Bu değişiklikler sonucunda 2013 yılında ilk defa gerçekleştirilen YDS’ye (Yabancı Dil Seviye Tespit Sınavı) İngilizce alanından 289 bin aday katılmış ve 218 bini 0–49 arasında puan almış.Ortalama puan notu ise 100 üzerinden 30,4’e düşmüş.Aynı şekilde bir önceki yıl, 90-100 arası not alan aday sayısı 9.093 iken, bu sene bu oran 1.742’ye kadar gerilemiş.Aslında bu sonuç bile çok şey anlatmaya yetiyor.Adayların pek çoğu, maddi ve manevi olarak YDS’ye verdikleri emek ve çabanın karşılığını göremediklerini düşünüyor.Sınav süresinin kısaltılması, metinlerin uzunluğu ve çelişkili cevaplar, sınava girenlerin konsantrasyonunu bozan başlıca sebepler arasında gösteriliyor. YDS sınavının sonuç istatistikleri incelendiği zaman, bu şekliyle yabancı dil bilgisini ölçmekten uzak, sınav etiği açısından da yanlış bir sınav olarak değerlendiriliyor.

Verilere de bakıldığında anlaşılan o ki; yabancı dil sınavı araç olmaktan çıkmış amaç haline gelmiş.

Bundan dolayı yabancı dile zorlanan adaylar kaçınılmaz olarak tuhaf yöntemlere başvurmak zorunda kalmışlar. Örneğin Türkiye’de faaliyet yürüten “British Council” adlı İngiliz kuruluşu, uluslararası bir dil sınavı olan İELTS (Uluslararası İngilizce Test Sistemi) yıl içerisinde değişik illerde sınavlar gerçekleştirmiş. İELTS’nin son yaptığı sınavlarda ilginç bir durum ortaya çıkmış.Türklerin düzenlediği son YDS’yi  geçemeyenler, İngilizlerin düzenlediği İELTS’yi rahatlıkla geçip dil problemini aşmışlar.Çok garip bir durum…” (http://www.habervaktim.com/yazar/61503/akademi-dunyasinin-sirat-koprusu-yabanci-dil.html)

 “…ÖSYM yaptığı bu YDS’yi güya akademisyenler için yabancı dilin önemini ve uluslararası dil prestijini ortaya koyan bir sınav olarak tarif etmekteler. Fakat buna ne uluslararası dil eğitimi kuruluşları nede ülkemizde yabancı dil konusundaki otoriteler  inanmıyor. Düşünün bu nasıl bir sınav ki bir soru çözümü için 1.8 dakika düşerken, soruları sadece okumak bile soru başına 1.5-2 dakika alıyorken birde sorularda  saklanmış bir sürü muğlak çeldirici ile uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. nasıl bir sınav ki 90 puan alanlar İngilizce konuşamaz bir ingilizle diyalog bile kuramazken yıllarını yurtdışında geçirmiş rahat İngilizce konuşanlar sınavda 50 puanın altında kalıyor. Bu nasıl bir sınav ki girenlerin %85’i doçentlik barajı olan 65 puanın altında kalıyor. Nasıl bir sınav ki girenlerin %76’sı  50 puanın altında kalıyor.(2013 yılı sonbahar YDS sınavı ÖSYM’nin kendi  istatistik bilgileri)…..”  (http://www.egitimajansi.com/haber/ydsnin-acil-rehabilitasyona-ihtiyaci-var-haberi-28637h.html)

“Yabancı Dil” başta olmak üzere bu aşamalar yeterliliğin kanıtlandığı sınavlar olmaktan çoktan çıkmış, kişileri elemek ve önlerini belirli aşamalarda kesmek amacına hizmet etmeye başlamıştır. Dil sınavlarında amaç kişilerin dil yeterliliğini ölçmek olmalıdır. Fakat mevcut sistemimizde durum hiçte öyle değildir. Giderek zorlaşan sınavlar, akademisyenlerimizi hayatı Boyunca karşılaşmayacağı bilgileri öğrenmeye, eleme amaçlı sistemde elenmemek için çalışmaya zorlamaktadır. Birçok kişi Türkçe dil bilgisinden çok İngilizce dil bilgisi bilmesine rağmen bu sınavları geçememekte, hatta tek kelime yabancı dil konuşma becerisi gösterememektedir. Bu durum bile mevcut sistemin yanlışlığını bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir. Artık Türk Akademisi de, tıpkı “Tıp Dil” sınavı gibi ayrı, akademiye özgün ve dört dil becerisini de ölçen yeni bir sınava şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Bu sınavla kişilerin dil becerileri ölçülmeli, eleme amaçlı hareket edilmemelidir. Sınav sisteminin bütünüyle revize edilmesinin yanı sıra puan sistemi de gözden geçirilmelidir. Bir maymun ile balığın ağaca tırmanma yeteneklerini aynı kriterlere göre değerlendirmek ve bir minimum puan alınmasını beklemek doğru değildir. Yabancı dil elbette akademisyenlik için gereklidir. Fakat bilim, sağlık, sanat, edebiyat gibi her alanda aynı barajlar ve aynı sınav uygulanamaz uygulanmamalıdır. Eğitim almak ve yükselmek için gereken şartlar, eğitimin ve bilimin önüne geçmemelidir….” (http://www.memurhaber.com/akademisyenlerin-talebi-akademik-dil-sinavi-h44649.html)

 “Gelen maillerden anlaşıldığına göre, size iki örnek:  Birinci örnekte, A yardımcı doçent 5-6 makale yayınlıyor (10 puanlık) ve bir yandan da sürekli ÜDS’ ye giriyor. Her nasılsa birinden 65 alıyor. Doçentliğe başvuruyor ve 11 ay sonra doçent oluyor. 35 yaşında, 40 yaşında Prof. olacak. Maaşı iki kat alacak, derslerden 1,5 kat ek ders alacak. İkinci örnekteki B yardımcı doçenti, 10 puanlık değil, 20 puanlık hatta 30 puanlık yayını var ancak bir türlü dilden 65  alamıyor. 55 civarı takılıp kalıyor sürekli ve sonunda pes ediyor. 45 yaşına geliyor 55 yaşına geliyor. Araştırma yapmayı da kesiyor…A kişisinin aldığı 65 ona İngilizceyi anlama konusunda pek de yardımcı olmuyor. Okuduğu İngilizce makaleleri de pek anlamıyor zaten. Doçent olduktan sonra da bir daha hiç 65 alması gerekmediği icin İngilizce çalışmayı bırakıyor. İngilizce seviyesi bir iki yıl sonra B kişisi ile aynı oluyor (Sisteme göre, İngilizce hayatın 3-5 yılında bilinse yeterli). (http://gencakademisyenler.blogspot.com.tr/)

Bu ülke vesayet rejiminden çok çekti…

Akademisyenler de “yabancı dil barajı vesayetinden” kurtarılmalı…

Saçları ağarmış, birikimli, üreten, alanında yeterli derecede bir yabancı dili konuşan/bilen  Y.Doç.lere çözüm bulunmalı….

2015 Türkiye’sinde artık karar verilmeli;

ÜDS/YDS mi, bilimsel çalışmalar mı önemli?!.

Yoksa; her ikisi de mi?

Aklın yolu birdir…

O zaman?!..

Bu yazı 2578 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Yagiz
    1 ay önce
    Yabancı dil önemli, YD barajı da önemi değil, bilimsel çalışmalarda önemli değil. önemli olan dünyaya entegre olabilmek ve buda dil ve bilgisayardan geçiyor.

Son Yazılar