İhsan Timur

İhsan Timur

Maturidi Sempozyumunun Ardından III

01 Temmuz 2015 - 00:20

Arş. Gör. İhsan Timür, “12-14. Asır Türkistanlı Alimler Tarafından Yazılan el-Akîdetü’t-Tahaviyye Şerhlerinde Maturidiliğin İzleri” adlı tebliğinde el-Akîdetü’t-Tahaviyye’nin 4. yy başlarına ait bir metin olmasına rağmen iki asır sonra bir şerh literatürünün merkezine oturmuş olduğuna dikkat çekerek söz konusu literatürün Maturidilerin doğudan batıya seyahatlerinin bir sonucu olduğunu belirtmiştir. el-Akîde şerhlerinin temelde Nesefî’nin tekvin sıfatını savunmak için referansta bulunduğu Tahavî’nin görüşlerinin, Maturidilerle aynı olduğunu ispat etmek üzere yazıldığını savunan Timür, Türkistan ilim havzasına mensup Gaznevî, Menkûbers en-Nâsırî, Türkistânî ve Sirâcuddin el-Hindî gibi Hanefî-Maturidî alimlere ait şerhlerin içeriğinin tümüyle Maturidilerin kelama dair tezlerini savunduğunu belirtmiştir. Timür, bu yönüyle söz konusu el-Akîde şerhlerinin sadece Maturidilerin temel tezlerini savunmakla kalmadıklarını aynı zamanda nüfuz alanını da genişleterek Irak, Şam ve Mısır gibi bölgelerde etkin olmasını sağladıklarını da aktarmıştır.

Soatmurat Primov, “Maturidi Öğretinin Önemli Eseri: Ebû Şekûr es-Sâlimî el-Keşşî’nin et-Temhîd’i” adlı tebliğinde Ebû Şekûr es-Sâlimî’nin Maveraünnehir bölgesindeki Hanefî-Mâturîdî ilim çevresinde yetiştiğine dikkat çekmiş ve et-Temhîd’in de bu geleneğin önemli bir temsilcisi olduğunu dile getirmiştir. et-Temhîd’in, Maturidî fikirleri aklî ve naklî delillerle kanıtlayan bir eser olduğunu belirten Primov, söz konusu eserin nüshalarının Özbekistan dışındaki pek çok ülkede de bulunmasının Hanefî-Maturidî coğrafyada oldukça ilgi gördüğünü ve Maturidî düşünce için oldukça önemli olduğuna delil sayıldığını aktarmıştır.

Maturidiliğin tarihiyle ilgili bir başka oturum Prof. Dr. Ali Rıza Gül başkanlığındaki “Maturidiliğin Tarihi: Osmanlı Dönemi” adlı Yedinci Oturumdu. Bu oturumda Abdullatif Allaqulov “Maturidî Doktrinin Gelişmesinde Ömer en-Nesefî’nin Rolü (Akaidu’n-Nesefî Örneği)” adlı tebliğinde öncelikle Ehlisünnet akidesine dair yazılmış muhtasar risalelerden söz ederek bunların niteliklerini aktarmıştır. Allaqulov, sonraki süreçte üzerine yazılan şerhlerle, ait olduğu Maturidî kelam geleneğin gelişmesinde önemli rol oynadığını belirttiği Nesefî Akaidi’nin, Maturidî düşüncenin öğretilmesinde çok önemli bir rol üstlendiğini dile getirmiştir. Allaqulov, Nesefî Akaidi üzerine yazılmış olan şerhlerin bu denli fazla olmasının Maturidî öğretinin sadece yayılışı hususunda değil, sonraki nesillerce de büyük oranda dikkate alındığının bir delili sayılması gerektiğini ifade etmiştir.

Daniyar Şalkarov “Hüsamuddin es-Sığnakî’nin Eserlerindeki Dini Unsurların Türklerin Ruhani Medeniyetiyle İlişkisi” adlı tebliğinde öncelikle Sığnak ve çevresinin İslamlaşmasında Hanefî alimlerin oynadığı role değinmiş ve Karahanlılar döneminde bölgede fıkıh ve kelam alanında yaşanan gelişmelerden söz etmiştir. Sığnak’ın ve bu şehirde yetişen Hanefî isimlerin araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini ifade eden Şalkarov, özellikle Hanefi-Maturidîlerin şehirdeki önemli temsilcilerinden Sığnakî’nin incelenmesi gerektiğini dile getirmiştir. et-Tesdîd adlı eserinin İmam Mâturîdî ve Maturidilik ile sıkı bir ilişkisi olduğunu aktaran Şalkarov, söz konusu eserle Maturidî kelam geleneğine mensup eserleri muhteva açısından karşılaştırarak Türklerin kendine has din anlayışına dair örnekler sunmuştur.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Kalaycı “Osmanlılarda Eşarilik-Maturidilik İlişkisi” isimli tebliğinde öncelikle Eşarilik-Maturidilik ilişkisinin tarihi serüvenine değinmiş ve Osmanlı dönemine kadarki gelişimini ana hatlarıyla aktarmıştır. Eşariliğin felsefe ile ilişkili olduğu dönemde yaşadığı fikri genişlemeyle Maturidiliğin muhatabı olmaktan çıktığını aktaran Kalaycı, Eşariliğin süreç içerisinde felsefeyle ilişkinin zayıflamasıyla, asıl itibariyle kelamî zeminden kopmayan Mâturîdîlerle yeniden muhataplık ilişkisine girdiğini dile getirmiştir. Osmanlı döneminde 18. yy’da Maturidilik vurgusunun belirgin şekilde öne çıktığına dikkat çeken Kalaycı, bu süreçte Maturidiliğin, Eşarilerle ihtilafı konu edinen pek çok metin ürettiklerine ve bu metinlerin de bir uzlaşıdan ziyade bir ayrışmayı öne çıkardıklarına işaret etmiştir. Bunun Maturidiliğin bir Osmanlı kimliği olarak ön plana çıkarılmasıyla ilişkili olduğunu aktaran Kalaycı, aynı zamanda söz konusu ihtilaf literatürünün Maturidilerin Eşarilerle ertelenmiş bir hesaplaşması olarak görmektedir. Kalaycı, Osmanlı döneminde pek çok örneği olan irade-i cüziyye literatürünün de bu ihtilaf edebiyatının bir parçası olduğunu ifade etmiş ve bunun söz konusu Mâturîdî kimliğin vurgulanmasıyla da sıkı bir ilişkisi olduğunu dile getirmiştir.

Bu oturumun son tebliği Prof. Dr. Mehmet Atalan’ın “Hanefilik ve Maturidiliğin Bektaşilik Üzerindeki Etkileri”  adlı tebliğiydi. Atalan, tebliğinde Bektaşilikte uluhiyet, nübüvvet ve ahiret inancını kapsayan temel İslam inançlarının merkezî bir rolü olduğunu ifade ederek Bektaşilikteki farklı fikrî tezahürlerin, tarikatin süreç içerisinde yaşadığı değişimlere işaret ettiğini dile getirmiştir. Bektaşî metinlerin asıl itibariyle tasavvufî-ahlakî metinler olduğunu aktaran Atalan, bu metinlerde açık şekilde itikadî ve fıkhî esasların dile getirilmemiş olmasıyla birlikte ait olduğu mezhebî gelenek hakkında ipuçlarının tespit edilebileceğini ifade etmiştir. Söz konusu metinlerde, itikadî olarak Maturidiliğin, fıkhî olarak da Hanefiliğin yansımalarının bulunduğunu belirten Atalan, Bektaşilikteki dinin öğrenilmesinde akıl ve nakil vurgusunu, akla hakim bir rol verilmesini, iman-amel ve din-şeriat ayrımlarının Maturidiliğin somut tezahürleri olarak yorumlarken, abdest, namaz, oruç, hac gibi fıkhî meselelerde Hanefiliğin tezahürlerinin görüldüğünü dile getirmiştir.

Yedinci oturumla eşzamanlı gerçekleşen Prof. Dr. İdris Şengül başkanlığındaki “Maturidiliğin Modern Dönem Müslüman Mütefekkirler Üzerindeki Etkileri” başlıklı Sekizinci Oturumda Doç. Dr. İbrahim Maraş, “Tatar Cedidtçilerinde Mâturîdî ve Maturidilik Algısı” adlı tebliğinde İdil-Ural bölgesindeki cedidçilik hareketinin İslam dünyasının farklı bölgelerindeki yenileşme hareketlerinden bağımsız olarak ortaya çıktığına dikkat çekerek Tatar cedidçilerinin genel anlamda İslam düşüncesinin belli bir mezhebin sınırları içerisine hapsedilemeyeceğini savunduklarını ifade etmiştir. Tatar ceditçilerinden Kursavi, Şahabuddin Mercani, Rızauddin b. Fahreddin ve Musa Carullah gibi isimlerin içtihat kapısının açılmasından İslam kültürünün klasik kaynaklarının eleştirisine kadar geniş bir zeminde yapılan tartışmalara öncülük ettiğini ifade eden Maraş, söz konusu isimlerin Eşari anlayışa karşı Maturidiliği öne çıkarmalarının bu tutumla önemli bir ilişkisi olduğunu dile getirmiştir. Tatar ceditçilerinin Allah’ın sıfatlarının ezelî ve zatıyla kaim olduğu, husun ve kubuhun aklen bilinmesinin mümkün olduğu gibi hususlarda Maturidî çizgideki yaklaşımı benimsediklerini aktaran Maraş, söz konusu bu tutumun, İslam düşüncesine mensup bütün alimlere, sufîlere, filozoflara müracaat etmenin yolunu açtığını ifade etmiştir.

Abdulkodir Pardaev “Sebatü’l-Âcizîn: Maturidî Anlayışın Şiirsel Yorumu” adlı tebliğinde öncelikle Sebatü’l-Âcizîn müellifi sûfi Allahyar hakkında bilgi vermiş ve eserin yazılmış olduğu Özbekistan bölgesindeki etkinliğinde söz etmiştir. Söz konusu eserin, Orta Asya medreselerinde akide hususunda başlangıç kitabı olarak okunduğunu aktaran Pardayev, 1900’lü yıllarda da eserin pek çok kez yayınlandığını söylemiştir. Özbekçe olan eserin Ehlisünnetin itikadî görüşlerini muhtasar ve veciz bir şekilde şiirsel olarak açıklandığını ifade eden Pardayev, eserin belirgin şekilde Maturidî kelam geleneğine yaslandığını vurgulamıştır. Allah’ın sıfatları, iman ve imana müteallık meseleler gibi pek çok hususta Maturidî öğretileri esas alan eserin, Türk halk edebiyatında Maturidî akidesini savunmak için yazılmış kıymetli bir eser olduğunu ifade etmiştir.

Aynı oturumda Doç. Dr. Kımbat Karatışkenova “Maturidiliğin Kazak Düşünürlerine Etkileri” adlı bir tebliğ sunmuştur.

Dr. Philipp Bruckmayr ise “Selefi Meydan Okuma ve Maturidî Tepki: Kelamın Meşruluğu ile İlgili Çağdaş Tartışmalar” adlı tebliğinde son yıllarda Selefiliğin gittikçe yükselmesi ve geleneksel bir kısım dini uygulamalar dışında özellikle hukuk ve kelam ekollerini de bidatçilikle suçlamasının yansımalarından söz etmiştir. Kelam karşıtı literatürün kaynağını oluşturan söz konusu selefi yaklaşımın, özellikle Suudî Arabistan merkezliliğine dikkat çeken Bruckmayr, bu literatürün en velud isimlerinin Güney Asya kökenli olmasını ise şaşılacak bir şey olduğunu belirtmiştir. Aslında Maturidî tedrisat almış bu isimlerin kelam ve Mâturîdî karşıtı bir pozisyonla ürettikleri literatürün, İslam dünyasının muhtelif yerlerinde tepkisel karşılıklar bulduğunu aktaran Bruckmayr, söz konusu tepkinin Maturidiliğe olan ilgiyi arttırdığını ve Maturidiliğin sosyal tabanını genişlettiğini ifade etmiştir.

Prof. Dr. Özcan Taşçı “Günümüz Almanya’sında Maturidilik Üzerine Yapılan Çalışmaların Gelişim Süreci” adlı tebliğinde, batı dünyasında Maturidilik üzerinde yapılan çalışmaların tetikleyici nedenine dikkat çekerek bunun özellikle Avrupa’daki Müslümanlar arasında yayılan selefî anlayışın etkisini kırma çabasına yönelik olduğunu dile getirmiştir. Bu meyanda Almanya’da da Maturidilik üzerine yapılan çalışmaların dikkat çektiğini ve bunların desteklendiğini belirten Taşçı, tarihsel olarak Almanya’daki Maturidilik çalışmalarını oldukça eskiye dayandığını ifade etmekle birlikte tebliğinde yaklaşık son 20 yıldaki çalışmaların gelişim sürecini ortaya koymaya çalışacağını dile getirmiştir. Taşçı, bu kapsamda Hans Peter Linss, Ulrich Rudolph, Edward Badeen ve Erkan Demir’in eserlerine dair değerlendirmelerini aktarmıştır.

Prof. Dr. Kazım Sarıkavak başkanlığındaki “Maturidiliğin Aktüel Değeri” başlıklı Dokuzuncu Oturumda Prof. Dr. Hülya Alper “Maturidî Akılcılığının Günümüz Açısından Önemi” adlı tebliğinde öncelikle İmam Mâturîdî’nin kelam sisteminde akla verdiği değere ve hakikate ulaşma çabasında akla olan vurgusuna dikkat çekmiştir. İmam Mâturîdî’nin düşüncesinin belirgin surette akılcı bir çizgide yer aldığını ifade eden Alper, bunun aksine onun düşüncesine mensubiyetini dile getiren kitlelerin bu çizgiyi çoğunlukla göz ardı ettiklerini ve onun ekolüne mensubiyetin bir isimlendirmeden ibaret kaldığını dile getirmiştir. Günümüz dünyasında tüm insanlarla ortak bir dil geliştirmenin imkanının ancak akıl temelli bir yaklaşımla sağlanabileceğini aktaran Alper, Maturidî kelam sisteminin de söz konusu bu ortak dili oluşturmayı sağlayacak dayanaklar içerdiğini ve bunlar üzerine yoğunlaşılmasıyla günümüz sorunlarına muhtemel çözümlerin çıkarılabileceğini belirtmiştir.

Askar Akimkhanov “İmam Mâturîdî’nin İman-Amel İlişkisine Yaklaşımı ve Günümüz Açısından Önemi”, adlı tebliğinde öncelikle İmam Mâturîdî’nin Ebû Hanîfe’ye dayanarak imanı kalple tasdik olarak tanımlayıp ameli iman kapsamına dahil etmemesine dikkat çekmiştir. Mâturîdî’nin tasdik söz konusu olduktan sonra bir kısım farzları yerine getirmemenin ya da büyük sayılabilecek günahları işlemiş olmanın bu mümin vasfını ortadan kaldırmadığını savunduğunu belirten Akimkhanov, tarihte olduğu gibi günümüzde de ameli imana dahil eden ve bir kısım günahlar sebebiyle kişiyi tekfir eden yaklaşımlara karşı Mâturîdî’nin bu fikirlerinin oldukça önemli olduğunu vurgulamıştır. Akimkhanov, bu çerçevede Mâturîdî’nin bir sistem dahilinde açıkladığı iman, din, şeriat, tevil gibi anahtar kavramlar etrafında onun görüşlerinin işlenmesinin önemine dikkat çekmiştir.

Bu oturumda Davran Dariyabek ise “Mâturîdî’nin Sisteminde Dini Hoşgörü ile İlgili Meseleler” adında bir tebliğ sunmuştur.

Doç. Dr. Cavid Kasımov “Azerbaycan’da İmam Mâturîdî ile İlgili Akademik Çalışmaların Genel Değerlendirmesi”, isimli tebliğinde Azerbaycan’da İmam Mâturîdî ve Maturidilik üzerine yapılan çalışmaları Sovyet ve bağımsızlık dönemleri başlığında ayrı ayrı sunmuştur. Sovyet döneminde Azerbaycan’da Maturidilik üzerine yapılan çalışmaların II. Dünya Savaşı’ndan sonra başladığını belirten Kasımov, söz konusu çalışmaların, dönemin ilmî yaklaşımına uygun olarak Marksist ideolojiden etkilendiğine dikkat çekmiştir. Bağımsızlık döneminden sonra ise Maturidilik çalışmaları için yeni bir dönemin başladığını belirten Kasımov, özellikle Türkiye’nin desteği ile Azerbaycan’da İlahiyat Fakültesinin kurulması ve Azerbaycanlı öğrencilerin Türk üniversitelerinde tahsil görmeleriyle yeni ve daha nitelikli çalışmaların başladığını ifade etmiştir.

Bu oturumun son tebliği ise Dr. Tahir Aşirov’un “İmam Mâturîdî’ye Göre Hristiyanlık ve Hoşgörü” adlı tebliğiydi.

Prof. Dr. Dosay Kenjetay başkanlığındaki “Maturidiliğin Geleceği” başlıklı Onuncu Oturumda Prof. Dr. Hasan Onat “Yeni Bir İslam Medeniyetinin İnşaında Mâturîdî ve Maturidiliğin Önemi” adlı tebliğinde insanlığın yeni bir medeniyete ihtiyacı olduğunu belirterek bu medeniyetin de İslam’ın kurucu ilke ve değerlerinden hareketle Müslümanların eseri olabileceğini dile getirmiştir. Batı medeniyetinin yeryüzünü yaşanamaz hale getirdiğini belirten Onat, müslümanların Kur’ân’ın kurucu ilkeleri ve Hz. Peygamberin de örnekliğini esas alarak yeni bir din anlayışı doğrultusunda yeni bir medeniyet ortaya koyabileceklerini ifade etmiştir. Söz konusu bu yeni medeniyetin inşaında İmam Mâturîdî ve Maturidi fikirlerin yol gösterici olabileceğine işaret eden Onat, özellikle söz konusu geleneğin çok fazla bilinmemiş olmasının onun kirletilmemesini sağladığını ve bu nedenle de özgün ve yalın haliyle bize aktaracağı şeylerinin olduğunu dile getirmiştir. Mâturîdî’nin bilgi teorisinin din alanında güvenilir ve sağlam bilgiye yaslanmanın önemini ortaya koyduğunu belirten Onat, yeni bir medeniyet inşaında Mâturîdî’nin akla ve özgür iradeye vurgusundan hareketle aklın varlığının yeniden keşfi, Mâturîdî’nin din-şeriat ve din-siyaset ayrımının dikkate alınarak İslam’ın siyasî bir ideolojiye dönüşmesinin engellenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Doç Dr. Kıyasettin Koçoğlu “Artan Mezhepçilik Karşısında Alternatif Bir Bakış: Maturidilik”, adlı tebliğinde öncelikle mezheplerin bir kısım siyasî, ictimaî, ekonomik etkilerle insanî bir oluşum olarak ortaya çıkışına değinmiş ve bu oluşumların bir kısım ayet ve hadislerle meşruiyet kazanma çabasına giriştiklerin aktarmıştır. Söz konusu meşruiyet çabasının yer yer müntesibi olunan mezhebi dinle özdeşleştirerek kendisi dışındakileri din-dışı görmeye kadar vardığına dikkat çeken Koçoğlu, bu tutumun günümüzde de adeta şiddet sarmalına yol açan bir kargaşaya dönüştüğünü ifade etmiştir. Günümüzde mezheplerin kabaca Selefî-Vehhabî, Şiî-İmamî ve Eşariliği de içine alacak şekilde Hanefî-Maturidî olarak üç farklı bakış açısına sahip olduğunu dile getiren Koçoğlu, Selefî-Vehhabî ve Şiî-İmamî oluşumun devlet destekli bir yapı arz etmelerine karşılık Hanefî-Maturidî anlayışın arkasında böyle bir desteğin olmamasının onun sivil karakterli bir yapı olmasını sağladığını aktarmıştır. Koçoğlu, Hanefî-Maturidî anlayışın özellikle iman tanımı, ameli iman kapsamının dışında bırakması ve din-şeriat ayrımı gibi hususların onu diğer mezheplerden önemli ölçüde farklılaştırdığını dile getirmiş, bunun da günümüzde Müslümanların içine düştüğü şiddet sarmalından çıkışın anahtarı olabileceğine dikkat çekmiştir.

Dr. Philip Dorroll’un “Türk Din Anlayışı: Modern Türkiye’de Mâturîdî’nin Yeniden Keşfi” adlı tebliği, sempozyuma katılamaması nedeniyle okunmuştur. Söz konusu tebliğde Dorroll, Cumhuriyet Döneminden sonra Türkiye’de Maturidî düşüncenin yeniden bir keşif sürecinin yaşandığını belirterek özellikle Şerafettin Yaltkaya’nın bu husustaki öncülüğüne dikkat çekmiştir. 1920 ve 1930’lardan itibaren Maturidiliğin belirgin şekilde Türk-İslam mirasının bir parçası olarak vurgulandığını belirten Dorroll, son 20-30 yılda da Mâturîdî’nin görüşlerinin özellikle teolojide aklın rolü, din-siyaset ayrımı, dini değişim gibi boyutlarının öne çıkarıldığını belirtmiştir.

Bu oturumda ayrıca Dr. Bakıt Murzaraimov “Ebû Mansûr el-Mâturîdî’nin Ehl-i Kitaba Bakışı” ve Kaşımhan Devrankulov “Türkistan’ın Ruhani Merkez Haline Dönüşmesinde Hanefilik ve Maturidiliğin Önemi” adlı tebliğlerini sunmuşlardır.

İki gün boyunca İmam Mâturîdî ve Maturidiliğin farklı boyutlarıyla ele alındığı sempozyum oturumlarının ardından son olarak Prof. Dr. Hasan Onat başkanlığındaki Sempozyum Kapanış Oturumu, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Osman Horata, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Avrasya Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Nevzat Şimşek ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi Dintanu Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sönmez Kutlu tarafından yapılan konuşmalarla gerçekleşti.

Horata, özellikle uzun yıllar kendi köklerinden koparılma eşiğine getirilmiş olan Kazak toplumunun kendi inanç ve kültürüyle yeniden buluşmasının önemine dikkat çekerek dış kaynaklı din anlayışlarına karşı itikat ve amel dünyasını şekillendiren Hanefî ve Maturidî gelenekle organik bağın yeniden tesisinin önemini vurguladı.

Doç. Dr. Nevzat Şimşek ise konuşmasında sempozyumun düzenlenmesine destek vermekten büyük bir memnuniyet duyduklarını belirterek bu türden bilimsel faaliyetlerin ve Maturidilik üzerine yapılacak çalışmaların Türk halklarının günümüzde yaşamakta olduğu sorunlar ve İslam dünyasının karşı karşıya olduğu mezheplerarası kutuplaşmalara çözüm ve çıkış yolları sunacağına inandığını ifade etti. Şimşek ayrıca sempozyum tebliğlerinin basımını destekleyeceklerini de sözlerine ekledi.

Kapanış oturumu ve sempozyumun son konuşması ise Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Sönmez Kutlu tarafından gerçekleştirildi. Kutlu, Hanefilik, Maturidilik ve Yeseviliğin Türkistan’da tekrar buluşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek organizasyonun başarıyla gerçekleşmesinden dolayı katılımcılara, Ahmet Yesevî Üniversitesi yönetimine ve destek sağlayan kurumlara teşekkürlerini iletti. Kutlu, bundan sonra yapılacak olan sempozyumun ise Mâturîdî’nin doğduğu topraklar olan Semerkant’ta gerçekleşmesini ümit ettiğini belirterek sözlerine son verdi.

Böylece İmam Mâturîdî ve Maturidiliğin pek çok boyutuyla kapsamlı şekilde ele alındığı “Uluslararası Maturidilik: Dünü Bugünü ve Geleceği Sempozyumu” sona erdi. İslam dünyasında ciddi şekilde yayılım gösteren ve yayıldığı bölgelerde köklü İslam geleneklerini tahribata uğratan selefî söylemlere karşı alternatif bir söylemin örneği ve İslam dünyasının yaşadığı pek çok fikri sorunun çözümüne de önerileri olan bir Maturidilik vurgusunun öne çıktığı bu sempozyumun, klasik dönem kadar modern dönemi de konu alan Maturidilik çalışmalarına ufuk kazandıracağını düşünüyoruz. İmam Mâturîdî ve Maturidiliğin bu şekilde kapsamlı bir sempozyumda ele alınmasının kendi düşünce geleneğimize ve bir bütün olarak İslam düşünce mirasına kayda değer bir katkı sağladığını, bu sebeple başta Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Sönmez Kutlu olmak üzere Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi ve Avrasya Araştırmaları Enstitüsünün takdire şayan bir faaliyet gerçekleştirdiklerini ifade etmeliyiz.

Son olarak sempozyuma Türkiye’den iştirak eden akademisyenlere İstanbul’a inerken kuvvetli yağış ve fırtına sebebiyle uçakta yaşamış oldukları heyecan ve korku dolu anlardan dolayı geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.


Maturidi Sempozyumunun Ardından I

Maturidi Sempozyumunun Ardından II

Bu yazı 3148 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar